***
İki Dil Bir Heves in bir tarafında Türkçe, bir tarafında Kürtçe şarkılar ağırlıkta. Kürtçenin tartışıldığı günlerde bile, o dilde şarkı okumaktan çekinmeyen bir sanatçı olduğunuzu düşünürsek, albümün ismini nasıl açıklarsınız bize?
Politik ifadelerle çözmeye gerek yok. Ana konu, bir bölgenin kültürel değerleri. Derin zamanlardan taşınan, masum ve bence kutsal bir değerden bahsediyoruz. Bu ülkede kardeşlikten bahsediyor olmak, bana acı geliyor. Bu ülkede Kardeş Türküler adıyla bir grup kurulması –iyi ki varlar- acı bir şey aslında. Kardeş olmadığımızı düşünenler var. İki Dil, Bir Heves , İki Dil, Bir Bavul filmiyle çağrıştı. Gülten Kaya, "İki dil..." dedi, ben "Bir heves..." dedim. 10 yıldır bende çok daha genel bir yere gitme, normalize etme arzusu var: Bakın kardeşiz biz. Belki de insanoğlunun yolculuğunun en başına dönülmeli. Bu filmi sonundan almaya çalışırsanız, insan paydasına taşıyamazsınız, bu farklılıkları. Bu, dünyanın sorunu... Evet, Kürtçe var. Bin yıllık bir öykü bu. Bunu 80 yılda yok edemezsiniz. O iki dilin yerine her şeyi koyabilirsiniz. Türbanı, Aleviliği, şiddeti, kadını...
Albüm, Kardeşim parçasıyla açılıyor. Kalmak isteyen bir ses var, burada. "Beni dağlara salma-Dağlar çare değil-Umudum bitmedi..." Dağları işaret ederken; uzaklıktan, kopuştan bahseden bir insanı mı görmeliyiz?
Oradaki dağ , umutsuzluk aslında! Umutsuzlukların zirveye ulaştığı yer! O cümleleri kimin kurduğunu çok belirgin kılmamaya çalıştım. Arada, daha yukarıdan bakarak, o birlikteliğin resmini çizen bir kişi de var: "Acı günler geçer elbet-Bunu sen de biliyorsun..."
Dil de politikleşiyor, zamanla. Bu şarkının böyle anlaşılmasından çekinir misiniz? Örneğin, dağ kelimesi...
Bu politik olarak algılanacaksa, hepimizi üzer. Dağ ı duyduklarında o negatif algılayış olabilir; ama dağa gitmek istemeyen bir adam da var orada. 30 yılın üzerimizde bıraktığı etkilerle yazılmış bir şarkı. Olmak istediğim yer, bu ülke. Bir Kürt olarak kendimi iyi hissettiğim yer burası. "Ben Türkler olmadan yaşayamam." cümlesini kurarken de, bu ülkeye sevgimi anlatıyorum. "Kendimi hem Türk, hem Kürt hissediyorum" cümlesi de, o.
Kürtçe şarkılarınızda daha şenlikli bir hava var...
Katılıyorum. Galiba, Kürtçe şarkılarda biraz daha çaresizim. Türkçede daha iyi ifade ediyorum kendimi ve kendi gerçeğimle baş başa kalıyorum. Direksiyon bende. Evet, hüzün benim daha iyi işlediğim bir şey. O şarkılar da genellikle Türkçe çıkıyor.
Hüzün, sizi bu kadar üretken kılabilirken, neden bu kadar zaman beklediniz? Keşke daha fazla albüm yapsa denilen sanatçılardan birisisiniz. Keke şarkısının olduğu albümden beri böyle bu...
Bu bir yanılgı tabii. Keke, PR olarak çok şanslıydı. Prestij Müzik-Kral TV ilişkilerinin sıkı fıkı olduğu dönemde, torpilli bir şarkıydı. Deprem dönemine denk gelmişti. O dönem hareketli pop şarkılarını uzunca süre rafa kaldırdılar. Hüzünlü şarkılar çaldılar. Günde 30 defa Keke nin çalındığını biliyorum. Bu, beni çok da rahatsız etmişti. Popüler kültür kazanının içine atılıyor. Çok iyi bir çalışma bile olsa, bir saatten sonra anlamsızlaşıyor. Mide bulandırıcı bir hal de alabiliyor. Bu son albüm, fazlaca uzadı. Ama yavaş anlaşılan, yavaş sindirilen albümlerin biraz arayı açması da gerekiyor.
GAM Müzik, Ahmet Kaya albümleri dışında herhangi bir albüm yayınlamıyordu. Siz nasıl bir araya geldiniz?
Burası zaten benim evimdir. Başka yerlerle çalışırken de böyleydi. Diğer albümlerin az da olsa, ticari koşulları vardı. Bu albümün öyle bir özelliği yok. Beraber kotardık ve burada olmak zorundaydık. Çünkü ticaret yok!
Ahmet Kaya yla tanışıyor muydunuz?
Yüz yüze tanışmadık. O sürgündeyken, bir telefon görüşmemiz olmuştu. Halini, hatırını sormuştum. Sonra Gülten ablayla tanıştık. Burayı dergâh kılan, Gülten Kaya oldu benim için.
Hakikate giderken, kelimelerden de sıyrılırsınız. Hakikati sobeledim ifadenizden ne anlamalıyız?
Oturduğunuz yerden hakikate bulaşamazsınız. Bir emek, çaba ister. Hakikati sobelemek ten kastım, beni hakikatle buluşturacak güç. Bektaşi kültürü sayesinde bana bulaşan bu dili seviyorum.
Bu dile sahip olmanızda Bingöllü olmanızın da etkisi var mı?
Hayır, yok. Ben Alevi de değilim, köken olarak. Dedem, imamdır. Ben bu ülkenin bütün nimetlerinden faydalanmaya çalıştım. Farklılıkların önüne, etkileşime girmenin önüne geçmemek gerekiyor.
"Annemin gözlerinden akar Dicle..." Kendisini doğunun topraklarına ait hisseden Servet Kocakaya çok net bu albümde...
Halime den bahsediyorsunuz. Halime, benim kız kardeşim. Kanserden kaybettik. Mersin de vefat etti; ama şarkıda Bingöl de var, Mersin de... Burada çok özel imgeler var. Koşkê Maran mesela, Yılanlar Köşkü. Hemen eteğinde toprak damlı bir ev vardır. Biz orada doğduk. Rados diye bir kadın vardır, orada. Solhan da herkesin çok sevdiği, bir melekle özdeşleştirilmiş bir kadındır. Halime, Ankara da tedavi gördüğü zaman; o ısıtırdı evi. Bu şarkıda Zazaca bir pasaj girer: "Kış kapıda, bacım ağlar." O da gerçek bir tepkidir, Halime nin gidişine... 3 yıl önceki kıştır. Gözlerinden Dicle akması da annemin feryadıdır. Toprağında reyhan tabiri de, Halime nin mezar toprağında reyhan açmasını anlatır.
Delal şarkısını, Hrant Dink in kızına yazdığınızı görünce; "O satırları Hrant Dink yazsaydı, böyle bir şey yazardı" diye düşündüm.
Birçok insan gibi Hrant ı öldükten sonra gerçekten tanımaya başladım. Durduğumuz yer aynı... O güvercin ürkekliğini ben de yaşadım. Bahsettiği, kertenkele gibi yaşayan Abdullah gibi kim kendini görmez ki? Tetiğin arkasındakileri göremememiz, bende bir tedirginlik oluşturuyor. Delal, o davadır, aslında! Emanet ettiği şeydir! Bir baba için kızı, emanet edilesidir. Bu davanın peşinde olmaktan bahsetmeye çalıştım. O dili, Amin Maalouf la anlatmak hoşuma gidiyor. Ortadoğulu imgelerle... Şiraz, Beyrut, Gazze o yüzden var, Delal i tarif ederken. Hrant, kimliğini karşındakine göre konumlandırmanın hastalıklı bir şey olduğunu göstererek gitti. Hrant, farklı dil ve kültürlere iştahlılığın ta kendisiydi. Ben de öyleyim. Artık dayanamıyorum. Bu albüm, bu yüzden stresli!
Albümde, ölümü içimizi acıtan Ceylan Önkol için yaptığınız bir şarkı da var: Lice gözlü Ceylan ... Şarkıda geçen, "Savaşanlar düze indi, barışanlar göze geldi..." sözleri, yaşadığımız karamsar ortamı da anlatıyor...
Barışanlar göze geliyor. Biz ise Ceylan ı, Serap ı kaybediyoruz! "Bir seraba döndü dünya..." derken; Serap ı anlattım. "Savaşanlar düze indi, barışanlar göze geldi" cümleleriyle de Habur u vurguladım. Habur, bir şanstı ve iyi değerlendiremedik. Göze geldik! Barış dedikçe, Önce şunu kınayın, bunu kınayın deniyor. Kimse adım atmak istemiyor. İki taraf da ölülerini kalkan olarak kullanıyor. Bu meselenin çözüme ulaşması, belli noktalarda tedirginlikler yaratıyor. Siz de, bundan korkuyorsunuz. Yeni bir dil geliştirmek istiyorsunuz. Ama lâl olmuşsunuz. Benim tek derdim, artık ölümlerin olmaması. Bu çatışmaların, sivil alanlara sıçramasından korkuyorum.